Kumarbaz’ı ve Siddhartha’yı hatırlayarak...

Zaman hiç durmaksızın akıyor. Duruyormuş gibi görünmesi de akışı değiştirmiyor. Zaman bir izafiyet. Türlü türlü illüzyonları sinesinde saklayan bir izafiyetle mündemiç zamanın varlığı. Hâl böyle olunca akış sabit bir değer olarak yerini koruyor. Lâkin söz konusu zaman ve mekân geçişliliği olunca, Napoli Kadıköy treni her zaman bâki.

Vakit tükeniyor. – mu – ?

Tükendikçe/aktıkça yahut zaman, hayat kartları daha açık oynuyor. Niyetini açık etmekten imtina etmeksizin hamle yapıyor. Elbet, elimdekiler nispetinde ben de atıyorum kartları. Oyun bu. Uzun bir oyun. Yahut zamanın izafiyet olduğunu hatırda tutunca kısa bir oyun olma imkânını taşıyan bir hayat nitekim.

Bir kumarbaz edasıyla masanın başında oturuyorum. Attığım kartların her biri konuşuyor böylelikle: ‘Ben, kumarbazın kartıyım. Her an, beklenmedik herhangi bir an varlığımla tek başıma masayı dağıtabilirim.’ Bir kartın masayı dağıttığı, hikâyenin tam on ikiden vurulduğu anlar, önemli yahut önemsiz her bir hamleye bir mânâ yüklüyor: Kumarbazın her kartı potansiyel bir joker.

Algıların en az kartlar kadar birbiriyle çarpıştığı o masada kumarbaz bir sır biliyor. O sır bedel: Kumarbaz olmanın trajik bedeli. Kumarbaz belki de elinde olmayan kartların gücünü algılarda var ederek oynuyor. Gücünü kartlardan değil, hikâyelerle besle(n)diği hınzır karakterinden alıyor. O gücün kudretini elinde tuttuğu her bir an bildiği diğer şey ise o gücün bir bedelinin olduğu.

Masa dağıldığında ödenecek bir hesap olacağını bilerek oynamak, durmaksızın kumarbazlığına yeni hikâyeler eklemek zorunda o adam.

Kumarbaz kaderinin mahkûmu. Kumarbaz olmayı o seçmedi. Uzak denizlere açılmayı seçip seçmediği de şaibeliydi. Kendini hep o denizin dalgaları arasında bulmuş gibiydi. Sorulduğunda bir müddet düşünür, eskiye giderek hatırlamaya çalışır gibi bir ifade yüzünde belirir ve sonra bu cevabı verirdi. Kaderi tayin edilmiş gibiydi amma bir tercih hakkı olsa yine savaşmayı seçerdi galiba. Bir defasında biraz yorgun, nefes almaya çalışırcasına bir köşeye sinip dinlenirken düşünceli düşünceli bu şekilde mırıldanmıştı. Çıkış yolları arar iken oyunu kurtarmak için hikâye yazacak adam arıyor gibiydi.

Kumarbaz, çaktırmasa da pek, oyunun her esnasında başka bir gözle de etrafa bakınırdı. İş birliği yapacak başka kumarbazlar arardı kendine. İş birlik edecek, yeni oyun başlayıncaya dek kumarbazlarla hesap gütmeksizin mevcut oyunun kurtaracaktı. Onun kumarbazlığı, evet, biraz da kötülerin dünyasında iyilerin kahramanı olmak gibiydi.

İyilik dünyası bu ise, diyordu, “Ben bizden değilim.”

Çoğu zaman bu yüzden, yakaladı mı bir hikâye onu yaka paça kurtarılmış bölgesine götürmeye kalkışıyordu. Kumarbazı anlamayan, yaptıklarını nasıl anlayacaktı?

Oyun durmuş gibi. Lâkin muhakkak devam ediyor olmalı. Kumarbazı belki de pek çokları yine anlamaktan uzak. Öteden bakınca nasıl görünüyor yaptığı hamleler kim bilir? Masum yürekli adam da bunu bilmeksizin tedirginlik içinde kartlarını oynuyor. Oyunun birkaç hamle sonrasını görse anlatmağa başlayacak derdini.

Gazi Giray Günaydın

gazigiraygunaydin@gmail.com