Kâh açar bakarız nazm-ı celîlin yaprağına
Kâh üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için

Kur’an’ı-Kerim Yüce Allah tarafından Peygamberimiz Hz. Muhammed ( a.s.)’e gönderilen son ilahi kitaptır. Yüce kitabımızın muhatabı bütün insanlar, gayesi de insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaktır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için, Kur’an’ı okumamız, anlamamız emir ve yasaklarına uymamız gerekir
Kur’anı okumaktan maksat onu anlamak, onu anlamaktan maksat da ona uymak, ahkamı ile amel etmek, gösterdiği yoldan yürümek, hasılı Kur’an’ı yaşamaktır.
Bitmez tükenmez bir ilim, hikmet ve saadet kaynağı olan Kur’an, nuru ile alemleri aydınlatan,ruhlara şifa veren, insanların güçlü bir vicdana, sağlam bir imana sahip olmasına vesile olan, akılları ve gönülleri aydınlatan yüce bir kitaptır. Bu itibarla hayatın manasını anlamamız, iyi bir mü’min olmamız, hayatın çilelerini ve sıkıntılarını göğüsleyebilmemiz için Kur’an’a yönelmemiz ve ondan öğüt almamız gerekir. İnsanlık ne zaman Kur’ana yönelmiş, onu rehber edinmiş ise, kişi ve toplum olarak huzura kavuşmuş, ileri medeniyetlere sahip olmuştur.
Kur’an insanlık tarihinin en büyük inkılâbını gerçekleştirmiş Câhiliyye toplumundan insanlığın mefahiri önderler çıkarmıştır. İnsanlığa insanlık değerini vermiş ve bugünün yükselen değerleri eşitlik ve hürriyet ilkelerinin ilk seslendiricisi olmuştur.
Allah Rasûlü, “Kur’an okuyanları üç grupta mütâlâa etmektedir:
1 – Kur’an’ı ezberleyenler:
a – Mânâsını bilerek ezberleyenler,
b – Zorlanarak okuyanlar.
2 – Kur’an’dan uzun sûreleri ezberleyenler.
3 – Kur’an’dan sâdece namaz sûrelerini ezberleyenler.
Kur’an’la tanışmak, onu lâfzıyla okumak, hem şahsen kendimize hem de çoluk çocuğumuza aid bir sorumluluktur. Bu itibarla çocuklarımızın gönüllerini ve hayatlarını Kur’an’la aydınlatmak durumundayız. Çocuklarımızı Kur’an’la buluşturmanın daraldığı zaman ve vasatlarda her evin Kur’an mektebi hâline getirilmesi ve çocukların ilk mektep ve ilk mabed sayılan kendi yuvalarında Kur’an’ı öğrenmeleri gerekir. Eğer buna imkân yoksa insanlarımızı, bilhassa çocukları ve gençleri Kur’an’la buluşturacak başka vesileler bulunmalıdır.
Kur’an’la tanışan onu orijinal harfleriyle okumayı öğrenen bir müslümanın onun ilâhî nasihatlarını ve öğütlerini de anlayıp öğrenmesi gerekir. Çünkü Kur’an anlaşılsın; tebligatı bilinsin diye indirilmiştir. Hattâ Hz. Peygamber’in üsve-i hasene ve tebliğci olarak en büyük fonksiyonu Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Nitekim şu âyet bu konuya işâret etmektedir. “Kur’an’ı sana insanlara gönderileni açıklayasın diye indirdik. Belki düşünürler.” (en-Nahl, 16/44)
Kur’an’ı anlamak için tefsirini okumak, sünnetteki uygulamalarını görmek ve islâmî tatbîkattan haberdar olmak gerekir Mushafı okumak, meâli mûtâlaa ve ardından tefsir ve sünnet bilgisi bu işin en kestirme yoludur.
Hz. Osman’ın şu sözü Kur’an ile olan ilgiyi teşvik etmektedir: “Seven sevgilisinin kelâmından doymaz”. Kur’an sevgiliden gelen bir mektupsa onu okumak kadar anlamak, anlamak kadar istenileni yapmak da önemlidir. Bu yüzden Kur’an’ı anladıktan sonra üzerimize düşen, istenileni yapmak yâni onu yaşamaktır.
Kâh açar bakarız nazm-ı celîlin yaprağına
Kâh üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için